Rûhumu bu çarmıha kendi elimle gerdim:
Bir nebî ızdırâbı kaynıyor her yerimde.
Ölüm, siyah bir tütsü yakıyor gözlerimde;
Ağladığım her nefesi son nefes gibi verdim!
İşittim ki, benim için ağlıyormuşsun,
Hala adım düşmüyormuş dudaklarından!
Geçenlerde bir yolcudan beni sormuşsun,
Metruk, ıssız bir manastır gibiymiş odan!
Köşede altın oymalı Edirne kavukluğu,
Üstünde çeşm-i bülbül sürahi
Yıldız Serpintili mavi bir buğu...
Birinde kallavisini dinlendirmiş asırlar,
Öbürünün ışık göğsünde
Geceler dolusu sırlar! ..
İşittim ki benim için ağlıyormuşsun,
Hâlâ adım düşmüyormuş dudaklarından!
Geçenlerde bir yolcudan beni sormuşsun,
Metrûk, ıssız bir manastır gibiymiş odan!
Dört çevreyi dolaşıyor yıldırımdan süngümüz,
Zaptolunmaz bir sel gibi Karpatlar’dan aşarız
Yoldaşımız için hayat, düşman için ölümüz,
Bir kasırga bulutuyuz gürleyerek taşarız!
Söylüyor birer güneş yakarak bağrımızda,
Bir tarihi yolundan çevirecek sözleri.
Yirmi milyon bakışla ışıldıyor gözleri,
Toplayıp bir milletin bütün ümitlerini.