Veda Busesi Adlı Şiirin Hikayesi

Ülkemizin en güzel aşk şiirlerinden biri sayılan “Veda Busesi” şiirinin ünlü beş hececilerden Orhan Seyfi Orhon tarafından bir aşk acısı nedeniyle değil de kanserden vefat eden kızı için yazıldığı iddiası son yılların edebiyat alanındaki popüler şehir efsanelerindendir.

Detaya girmeden önce “Veda Busesi” hakkında kısa bilgi sunmakta fayda var…

Aşk, hüzün, gözyaşı, hicran, ızdırap temalı bu şiirin asıl ismi “Veda Busesi” değil, “Veda”dır. 1937 yılında yayımlanan “Her ay” adlı aylık frekansta yayımlanan dergide rastladığımız bu ünlü “içli” şiir Yusuf Nalkesen tarafından 1951 yılında Muhayyer Kürdî makamında bestelenmiştir. Yusuf Nalkesen’in bestelediği şiir, ilk kez 1970 yılında Nesrin Sipahi tarafından seslendirilmiştir.

Sosyal Medyada bu ünlü şiirin hikayesi şöyle anlatılmaktadır.

Babası kızının kapısını açarken biraz duraksadı. Sessizce kapının kolunu aşağı indirdi, kızının bugün daha iyi olması için dua etti. Gün boyunca kızına doyasıya sarılmayı düşünüyordu . O yüzden bütün işlerini iptal etmiş, akşama kadar onun yanında oturmayı planlamıştı. Uyuyup uyumadığını kontrol etmek için usulca yatağın üstüne eğildi.Kızı perişan halde görünüyordu. Gözleri hemen yaşaran baba, kızının bu halini görmesini istemediği için usulca eğildi ve dudaklarını kızının alnına koydu. Öpmedi çünkü öpmek çok kısa bir andı. Öylece durdu ve derin derin nefes alarak kızının kokusunu içine çekti.

Biraz daha dursaydı gözyaşları kızının yüzüne damlayacak, ağladığı anlaşılacaktı. Yatağın yanındaki sandalyeye oturdu. Kız o kadar bitkin düşmüştü ki çok kısık bir sesle,

-babacığım, annemin öldüğü günü hatırlıyorum, günlerce çok ağlamıştın dedi. Yorgun gözlerini babasının gözlerine değdirerek sözlerine devam etti,
-babacığım, şu son anlarımda senden bir şey istiyorum. Ben öldükten sonra hiç ağlamıyacaksın, gözünden bir damla yaş bile düşmeyecek, anlaştık mı?” dedi.

Baba imkansızı isteyen kızına baktı; ağlamaklı halini bastırarak başını hafifçe salladı. Kızı çok zor nefes alıyordu. Birkaç saniye içinde nefes alışverişleri kesildi, başı yana düştü. Hıçkırıklar içinde kızını kucağına aldı. Kızının cansız bedeni hala ateşler içindeydi. Buna rağmen kızı üşümesin diye battaniyeyle sardı bahçeye çıkardı. Kızını sandalyeye oturtup, yere çöktü; başını kızının kucağına koydu, hıçkırıklarla ağlamaya başladı.

İşte o an dilinden bu ölümsüz mısralar döküldü…

VEDA

Hani o bırakıp giderken seni
Bu öksüz tavrını takmayacaktın?
Alnına koyarken veda buseni
Yüzüme bu türlü bakmayacaktın.

Hani ey gözlerim bu son vedada,
Yolunu kaybeden yolcunun dağda
Birini çağırmak için imdada
Yaktığı ateşi yakmayacaktın?

Gelse de en acı sözler dilime
Uçacak sanırdım birkaç kelime…
Bir alev halinde düştün elime
Hani ey gözyaşım akmayacaktın?

Şimdi iddiayı incelemeye başlayabiliriz…

Öncelikle, Orhan Seyfi Orhon’un “Veda” adlı şiirini kanserden vefat eden kızının ardından yazmadığına dair en büyük delilimiz, bu iddianın ilk kez 2012 yılında ortaya çıkması ve 2013 yılından sonra yaygın hâle gelmiş olmasıdır. Google başta olmak üzere internet arama motorlarında ve Twitter gibi sosyal medya platformlarında yapılan taramamız, basılı ve dijital kaynaklarda izine 2012 yılından önce rastlanmayan bu iddianın, Orhon’un 1972 yılında vefatının 40 yıl sonrasında zuhur ettiğini ortaya koyuyor. Sanal alemdeki ilk izine 8 Mayıs 2012 tarihli bir internet günlüğü yazısında rastlıyoruz. Popülerleşmesini ise 2013 yılında Ekşi Sözlük’teki ilgili başlığına flaneurist mahlaslı yazar tarafından yazılan bir girdinin ardından popülerleşmeye başladığı anlaşılıyor.

Bu şiirin evlat acısı ardından yazılmış olmayacağına dair diğer işaret şiirin kendisidir. “Hani o bırakıp giderken seni”, “gelse de en acı sözler dilime“, “bir alev halinde düştün elime” gibi dizelerin vefat eden çocuğun ardından yazılmış olamayacağı değerlendirilmektedir.

Veda’nın kanserden vefat eden bir evladın ardından kaleme alınmamış olduğunun en net delili ise Orhan Seyfi Orhon’un kızıdır. Orhan Seyfi Orhon’un kanserden ölen bir kızının varlığına dair herhangi bir delil bulunmamaktadır. Orhan Seyfi Orhon’un Sevinç Şeyhun dışında başka bir kız çocuğunun olduğuna dair kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanamamaktadır.

1890 yılında doğan ve 1972 yılında vefat eden Orhan Seyfi Orhon’un evli ve bir çocuk babası olduğu bilinmektedir. Orhan Seyfi Orhon’un vefatının ardından Milliyet Gazetesinde 23 Ağustos 1972 tarihinde yayınlanan kısa biyografisi de bu bilgiyi doğrulamaktadır.

Orhan Seyfi Orhon’un vefatının ardından Milliyet Gazetesinde 23 Ağustos 1972 tarihinde yayınlanan kısa biyografisi

Orhan Seyfi Orhon’un ailesiyle ilgili bilinen diğer hususlar Miralay Emin Bey ve Nimet Hanım’ın oğlu olduğu ve Süreyya Orhon adlı emekli Danıştay üyesi bir kardeşi olduğu yönündedir.

Orhan Seyfi Orhon’un ölümü üzerine Milliyet Gazetesinde yayınlanan 23 Ağustos 1972 tarihli vefat ilânı incelendiğinde, eşinin adının Ayşe Müfide Orhon olduğu, kızının Sevinç (Şeyhun), damadının M. Kemal Şeyhun, torunlarının Yeşim ve Ahmet Şeyhun olduğu anlaşılıyor. Yani, 1972 yılında Orhan Seyfi Orhon’un tek kızı olan Sevinç Şeyhun hâlâ hayattadır ve kanserden ölmemiştir.

Kaynak: MalumatFuruş