Abdülbaki Gölpınarlı Kimdir?
Abdülbaki Gölpınarlı Kimdir?

Abdülbaki Gölpınarlı Kimdir?

Abdülbaki Gölpınarlı Kimdir? Abdülbaki Gölpınarlı (12 Ocak 1900 – İstanbul, 25 Ağustos 1982, İstanbul), asıl adı Mustafa İzzet Baki olan edebiyat tarihçisi ve tercüman.

Soybağı

Bir ömrü, Osmanlı tasavvuf kültürünü ve özellikle Mevlânâ ve Mevleviliği anlamaya, anlatmaya adayan Abdülbâki Gölpınarlı, 10 Ramazan 1317 / 12 Ocak 1900 tarihinde İstanbul’da Sultan Ahmed civarındaki Dizdâriye’de Kâtip Sinan Paşa Mahallesi’nde dünyaya gelmiştir. Babası Azerbaycan-Gence’nin Gölbulak ilçesinden Ahmet Âgâh Efendi’dir. [1]

1877-1878 Türk-Rus Savaşı sırasında İstanbul’a gelen Âgâh Efendi, burada Dağıstan göçmenlerinden Aliye Şöhret Hanım ile evlenmiştir. Âgâh Efendi Evkaf Nezâreti’nde vazife aldıktan başka Rusçuk’ta iken takdirini kazandığı Ahmed Midhat Efendi’nin maiyetinde ömrünün sonuna kadar onun çıkardığı Tercümân-ı Hakîkat gazetesinde çalışmış; burada yıllarca verdiği hizmetten dolayı “şeyhülmuhâbirîn”, “baba” gibi unvanlarla anılmıştır.

“Kıyâmî” mahlası ile şiirler yazan büyük babası gibi şairlik tarafı olan babası Âgâh Efendi kendi gayretiyle Çağatayca ve Farsça öğrenmiş, Rusçuk’ta iken Bektaşîliğe intisap etmiş, İstanbul’a gelişinde ise Nakşî olmuştu. [2] Annesi ise Kafkasyalı Âliye Şöhret Hanım’dır.

Babası Ahmet Âgâh Efendi’nin doğumuna düşürdüğü tarih:

Hikmet-i pîr-i mugânla feyzim
Ehl-i tevhîde benim sâkîdir
Elf-i kâmil dedi târîh-i güzîn
Minnet Allâh’a gelen Bâkî’dir

Abdülbâki Gölpınarlı’nın asıl adı Mustafa İzzet’ti; Gölpınarlı ailesinin önceki çocukları erken vefat etmişti. Uğur getirsin diye Mustafa İzzet’i, Abdülbâki olarak çağırmaya başladılar ve zamanla bu ad asıl adının yerin aldı ve Mustafa İzzet’in adı artık Abdülbâki olmuştu.

Hayatı

Abdülbâki Gölpınarlı; ilkokulu, Yusuf Efendi Mektebi’nde tamamladıktan sonra ortaokulu, Menbau’l-irfan İdadisinin rüştiye kısmında; liseyi de Gelenbevî Lisesinde tamamlamıştır. Abdülbâki Gölpınarlı, 1915’te lise son sınıfta iken babasının vefat etmesi sebebiyle, ailenin geçimini sağlamak için eğitimine bir süre ara vermiş, Menbau’l-irfan İdadisinde üç sene Türkçe, Farsça ve Tahrir (kompozisyon) derslerine girmiştir. Bunun yanında Vezneciler’de kitap ve kırtasiye dükkânı da açmış; fakat yapı olarak ticarete pek yatkın olmadığı için ticarette başarılı olamamıştır.

1918’de aile dostlarından birinin daveti üzerine annesi ile Çorum’un eski adıyla Hüseyin Âbâd, yeni adıyla Alaca ilçesine gitmişler. Alaca’da Kenzü’l İrfan İlkokulunda üç yıldan fazla bir süre önce başmuavin sonra da başmuallim olarak görev yapmıştır. Daha sonra cumhuriyetin ilanı üzerine İstanbul’a dönmüştür. Fakat İstanbul’da bulunmadıkları süre içerisinde evlerine yerleşenler olduğu için İsmail Hakkı isimli bir aile dostlarının evinde misafir olmuşlardır. Bu süreçte yaşadığı zorluklar sebebiyle babası tarafından daha önce alınan Kumkapı semti civarındaki evlerini satıp paranın yarısını annesine verip kalan yarısını da eğitimine ayırmış ve Kadırga fırının karşısında tek odalı bir eve yerleşmişlerdir.

İstanbul’a döndükten sonra Edebiyat Fakültesine girmek istemiş; fakat lise öğrenimini yarıda bıraktığı için bu isteği geri çevrilmiştir. O da 1927’de imtihanla Yüksek Muallim Mektebinin son sınıfına kayıt yaptırır; fakat okul beş yıla çıkarıldığı için zorluklar yaşamıştır. Dördüncü sınıf öğrencilerinin boykotu üzerine dördüncü sınıfta okuyanların bir imtihanla beşinci sınıfa geçebilmeleri kararı alınmıştır.

Abdülbaki Gölpınarlı da baba dostu Doktor Galip Atâ’dan bir haftalık rapor alıp cebir, müsellesât gibi derslere çalıştı ise de sınavda felsefe, edebiyat ve çeviri ile ilgili sorular sorulmuş ve o da sınavı kolayca vermiştir. Mezun olduktan sonra ilk tayini Bitlis Eğitim Müdürlüğüne çıkmış; fakat Bitlis, İstanbul’a çok uzak olduğu için üniversite eğitimini yapamayacağı düşüncesi ile tayinini İstanbul’a aldırmak istemiş ve kendisi gibi Mevlevîliğe olan yakınlığı ile bilinen Bakanlık Müfettişi Hasan Âli’nin (Yücel) yardımı ile Mahmudiye İlkokuluna atanmıştır.

Bu okulda öğretmenlik yaparken hem yarıda bıraktığı lise öğrenimini tamamlamış hem de İstanbul Üniversitesine girmiştir. Fakat peşini bırakmayan aksilikler devam etmiş, üniversite kendisini kabul edebilmek için Milli Eğitim Bakanlığının öğretmenlik yaparken üniversitede de öğrencilik yapmasına izin verdiğini gösteren bir belge istemiştir. Bazı hatırlı dostları ve okul müdürünün yardımıyla bu zorluğu halletmiş, ilkokuldaki dersleri belirli bir güne toplanmış ve bu sayede hem ilkokulda öğretmen hem de üniversitede öğrenci olmuştur. 24 Aralık 1928’de yeni harfler kursundan diploma almış ve 25 Şubat 1930 yılında üniversiteden mezun olmuştur.

Mezun olduktan sonra Konya, Kayseri, Kastamonu, Balıkesir ve İstanbul Haydarpaşa Lisesinde edebiyat öğretmenliği yapmıştır. “Yunus Emre’nin Hayatı” adlı doktora tezini vererek Ankara Üniversitesi DTCF’de önce Farsça okutmanlığı, sonra da Türk edebiyat tarihi ve metin şerhleri dersine girmiştir. İstanbul Üniversitesine 1940 yılında geçmiş ve 1949 yılında emekli oluncaya kadar burada çalışmış ve Türk tasavvuf tarihi ve edebiyatı derslerine girmiştir.

1945 yılında yaşadığı bir olay, onun hayatındaki dönüm noktalarından biri olmuş ve akademik çalışmalarını artık üniversite bünyesinde değil kendi çabalarıyla devam ettirmiştir. “İleri Gençler Birliği” isimli bir dernek kurmak isteyen, sol görüşe mensup bir grup öğrenci, derneğin tüzüğünü Abdülbâki Gölpınarlı’ya vermiştir.

Daha sonra dernek müteşebbisleri hakkında yapılan kovuşturma sonunda tüzüğün kendisinde de olması sebebiyle kendisi hakkında da soruşturma açılmış ve 1945’te tutuklanmıştır. 13 Nisan 1945 tarihinde gözaltına alınmıştır. Sirkeci’deki Sansaryan Hanı’nda bulunan Emniyet Müdürlüğünde, 22 gün boyunca sandalye üzerinde uyumaya mecbur bırakılır. Daha sonra o vakitler askeri cezaevi olarak kullanılan Tophane binasına götürülür.

“İlahînâmesi”ni tercüme etmekte iken Sefa Yurdanur isimli öğrencisi kendisine çevirinin tashihleri konusunda yardım etmektedir. Sefa Yurdanur, komünist örgüt kurma suçundan tutuklanırken, ifadesinde “derneğin tüzüğünün bir nüshasının Abdülbâki Gölpınarlı’ya kuduğunu, Gölpınarlı’nın komünizme meyilli arkadaşlarına okuduğunu, bazı arkadaşlarının bu fikri benimsememesine rağmen kendisinin benimsediği, zaten komünist partisi üyesi olduğunu” dile getirmiştir.

Fakat yapılan kovuşturma sonunda 1946’da beraat etmiştir. 318 gün tutuklu kalmıştır, çıkarıldığı askeri mahkemece “…..materyalist bir ideolojiyi benimsemesi mahkememizce vârid görülmemiştir…..bu itibarla sanığa isnadı kabil bir suç görülmemiştir. Beratine…” hükmüyle 25 Şubat 1946’da beraat etmiştir. Sağlığında, bu mahkeme kararının yayınlanmasını Kemal Sülker’e vasiyet etmiş, Kemal Sülker de Abdülbâki Gölpınarlı’nın vefatının ardından “Yazko Edebiyat”ta beraatine ilişkin bu kararı yayımlamıştır. [3]

Kişiliği ve Fikirleri

Çok hassas ve farklı bir karaktere sahip olan Abdülbaki Gölpınarlı, küçük yaşlarından başlayarak çeşitli tarikatlara girmişse de fazla sebat göstermeden bunlardan ayrılmıştır. Görüş ve cephe değiştirmesiyle ilgili olarak, Nâmık Kemal’e yaptığı hücumlardan dolayı Nâzım Hikmet aleyhinde yazılmış yazılar arasında en ağır hicviyeyi kaleme alan bir kimse iken sonraki yıllarda Marksist tanınan bir çevre ile ilişkide bulunabilmesi onun değişken mizacı hakkında bir fikir verebilir.

Nâzım Hikmet’e karşı, adı geçenin Peyami Safa’ya olan hicviyesi yolunda yazdığı bu manzume Atsız tarafından, “Bu aşağıdaki şiiri arkadaşım Abdülbaki Gölpınarlı gönderdi. Nâzım Hikmetof Yoldaşa haddini bildiren bu yazıyı da Türkçüler’in duygularına makes olduğu için neşrediyorum” kaydıyla yayımlamıştır (Komünist Don Kişotu Proleter-Burjuva Nâzım Hikmetof Yoldaşa, İstanbul 1935, s. 13-16). Çabuk parlar, bir görüşten onun tam karşıtı bir görüşe geçebilen mizacına mukabil bütün hayatı boyunca Şiîlik ve Mevlevîliğe büyük bir sadakatle bağlı kalmıştır. Şiî usulünce namaz kılarken secdede başını koyduğu Necef taşını göz yaşı ile ıslatır, Mevlânâ’dan söz ederken gözleri yaşarırdı. Farsça’yı iyi öğrenmiş, ayrıca girdiği tarikatlarda tasavvuf ve bu tarikatların âdâbı hakkında bilgi edinmiştir.

Gölpınarlı’nın araştırma yazılarının büyük bir kısmı Atsız MecmuaOrhunAzerbaycan Yurt Bilgisi ve Balıkesir Halkevi mecmuası Kaynak’tan başlayarak Türkiyat MecmuasıŞarkiyat Mecmuasıİktisat Fakültesi MecmuasıTürk Dili dergisiyle Aylık AnsiklopediTürk Ansiklopedisi ve İslâm Ansiklopedisi gibi ilmî yayın organlarında çıkmıştır. Ayrıca çeşitli gazete ve dergilere de çok sayıda yazı yazmıştır. Onun yorulmak bilmez çalışmaları ile Türk tarikat ve tasavvuf tarihi üzerindeki bilgiler gelişmiş, Yûnus Emre, Mevlânâ ve Mevlevîlik araştırmaları mühim ilerlemeler kaydetmiştir.

Kendisine gelene kadar Yûnus Emre’nin iptidaî ve güvenilirlikten uzak neşirler seviyesinde kalmış şiirlerinin sağlam metinlerine ilk defa onun sabırlı çalışmaları ile kavuşulmuştur. Bu arada Gölpınarlı’nın Yûnus Emre’yi bâtınî göstermek gibi birtakım zorlamalara girişmekten kendini alamadığı da kaydedilmelidir. Öte yandan yakın zamanlarda Fr. Taeschner’in kalemine inhisar etmiş gibi görünen fütüvvet müessesesiyle ilgili literatür onun vukuflu araştırmaları, Arapça ve Farsça’dan yaptığı fütüvvetnâme tercümeleri ve Türkçe fütüvvetnâmelerden açıklamalı metin neşirleriyle fevkalâde zenginleşmiştir. Divan şiirinin en seçme eserlerinden bazılarının metinlerini, açıklayıcı giriş ve notlarla yeni nesillere sunmuş olduğunu da belirtmek gerekir. Bütün bunlardan başka Mevlânâ Celâleddin’in eserleri de günümüz Türkçe’sine onun kalemiyle külliyat halinde kazandırılmıştır. Gölpınarlı’nın zengin ve işlek Türkçe’si, yaptığı bütün tercümeleri asıllarına yakın bir zevkle okunur kılmıştır. [4]

Ölümü

1982 yılında çok kısa süren bir rahatsızlıktan sonra, Ağustosun 25’inde vefat
etmiş ve Caferî mezhebine bağlı olduğu için Seyyid Ahmet Mezarlığı’nda toprağa
verilmiştir. Mezar taşının yazısını da Ali Alparslan kaleme almıştır. Ölümünden
sonra vasiyeti üzerine kitapları Konya Mevlânâ Müzesi Kütüphanesine nakledilmiştir.
Nakledilen eserler; 228 yazma kitap, 1831 basma kitap, 87 hat levhası, 1 gülâbdan
ve 7 tespihten ibarettir. [5]

Başlıca Telif Eserleri ve Önemli Makaleleri

1. Melâmîlik ve Melâmîler (İstanbul 1931). Gölpınarlı, ilmî alandaki ilk ve aynı zamanda şöhretini yapan bu eserini Edebiyat Fakültesi mezuniyet tezi olarak uzun bir çalışma sonunda ortaya koymuştur. Bu hacimli araştırması daha çok Türk Melâmîleri’nin biyografileriyle bunların düşüncelerini içine alır. Daha sonraki yıllarda kendi el yazısı ile yaptığı ilâve ve notları ihtiva eden nüshası üzerinden bir tıpkıbasımı yapılmıştır (İstanbul 1992). Burada, 1931’de Türkiyat Enstitüsü adına basılırken başına eseri değerlendiren bir önsöz yazmış olan M. Fuad Köprülü’ye ithaf sayfasını Gölpınarlı’nın “kaziyye-i mensûha” diye bir kayıt düşerek iptal ettiği göze çarpmaktadır.

2. Baki. Edebî Şahsiyeti, Baki’de Tasavvuf, Müntehap Parçalar (İstanbul 1932).

3. Fuzulî (İstanbul 1932).

4. Kaygusuz Vizeli Alâeddin. Hayatı ve Şiirleri (İstanbul 1933). Ahmed Sârbân’a isnat edilen “Kaygusuz” mahlaslı şiirlerin Vizeli Alâeddin’e ait olduğunu ortaya koyan ve onun etraflı biyografisini veren bir araştırmadır.

5. “Yunus Emre’de Öz Türkçe Kelimeler” (, IV [1934], s. 265-279).

6. “Âşık Paşa’nın Şiirleri” (, V [1936], s. 87-100).

7. Yunus Emre. Hayatı (İstanbul 1936). Yûnus Emre hakkında bilinenleri zenginleştiren ve onun hayatını aydınlığa kavuşturmaya çalışan bir araştırmadır.

8. Yunus ile Âşık Paşa ve Yunus’un Bâtınîliği (İstanbul 1941).

9. “Nâmık Kemal’in Şiirleri”, Namık Kemal Hakkında (İstanbul 1942, s. 13-77).

10. Pir Sultan Abdal (Ankara 1943, Pertev Nailî Boratav’la birlikte; genişletilmiş 2. bs. İstanbul 1991).

11. “İslâm ve Türk İllerinde Fütüvvet Teşkilâtı ve Kaynakları” (, XI/1-4 [1949-1950], s. 3-354). Burada biri Arapça, biri manzum olmak üzere beşi Farsça altı adet en eski fütüvvetnâmenin tıpkıbasımı verilmiş, makalenin sonuna da tercümeleri eklenmiştir.

12. “Burgâzî ve ‘Fütüvvet-nâme’si” (, XV/1-4 [1953-1954], s. 76-154).

13. Divan Edebiyatı Beyânındadır (İstanbul 1945). Divan edebiyatını her yönüyle kusurlu ve kötü göstermek gayesini güden, geniş tartışmalara yol açmış nihilist tutumda bir tenkittir (hakkındaki tepkiler için özellikle bk. Nurullah Ataç, “Mektup-Abdülbâki Gölpınarlı’ya”, Ulus, 16 Nisan 1945; Orhan Şaik Gökyay, “Bu da Divan Edebiyatı Beyânındadır”, Yücel, nr. 112 [Şubat 1946], s. 186-193). Böyle bir eseri kaleme almaktan duyduğu pişmanlığı sonraları çeşitli vesilelerle ifade eden Gölpınarlı’nın divan şiirini örnekleriyle tanıtma yolunda çalışmalara ve metin neşirlerine yönelmesi dikkat çekicidir.

14. Mevlânâ Celâleddin: Hayatı, Felsefesi, Eserleri, Eserlerinden Seçmeler (İstanbul 1951, 4. bs. 1985). Bedîüzzaman Fürûzanfer’in aynı adlı eserinden mülhem olmakla birlikte Mevlânâ ve etrafındakiler hakkında onunla ölçülemeyecek kadar ayrıntılı bilgi ihtiva etmektedir. Tevfîk Subhânî tarafından, başına Gölpınarlı hakkında konulan bir önsözle birlikte Mevlânâ Celâlüddîn: Zindegânî, Felsefe, Âs̱âr u Güzîdeî ez Ânhâ adıyla Farsça’ya tercüme edilmiştir (Tahran 1363 hş./1984).

15. Yunus Emre: Hayatı, Sanatı, Şiirleri (İstanbul 1952, 9. bs. 1979).

16. Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik (İstanbul 1953). Bazı ilâvelerle birlikte ikinci baskısı yapılan eser (İstanbul 1983), Mevlânâ’dan sonra gelen Mevlevîler’in hal tercümeleriyle Mevlevîlik hakkında ayrıntılı bilgiler ihtiva eder.

17. Kaygusuz Abdal, Hatayî, Kul Himmet (İstanbul 1953).

18. Naili-i Kadim (İstanbul 1953).

19. Nesimi-Usuli-Ruhi (İstanbul 1953).

20. Pir Sultan Abdal (İstanbul 1953, 5. bs. 1981).

21. Şeyh Galip (İstanbul 1953).

22. Divan Şiiri: XV-XVI. Yüzyıllar (İstanbul 1954).

23. Divan Şiiri: XVII. Yüzyıl (İstanbul 1954).

24. Divan Şiiri: XVIII. Yüzyıl (İstanbul 1955).

25. Divan Şiiri: XIX. Yüzyıl (İstanbul 1955).

26. Divan Şiiri: XX. Yüzyıl (İstanbul 1955).

27. “Şeyh Seyyid Gaybî oğlu Şeyh Seyyid Hüseyn’in ‘Fütüvvet-Nâme’si” (, XVII/1-4 [1955-1956], s. 27-72).

28. “Fütüvvet-Nâme-i Şeyh Seyyid Hüseyn İbni Gaybî” (a.y., s. 73-126 [eserin Latin harflerine çevrilmiş metnidir]).

29. “Fütüvvet-Nâme-i Sultanî” ve “Fütüvvet Hakkında Notlar” (a.y., s. 127-155 [Hüseyin Vâiz-i Kâşifî’nin “Fütüvvetnâme”si hakkındadır]).

30. “Konya’da Mevlânâ Dergâhı’nın Arşivi” (a.y., s. 156-178).

31. “Faḍlallāh-i Ḥurūfī’nin Oğluna Ait Bir Mektup” (, I [1956], s. 37-57).

32. “Faḍlallāh-i Ḥurūfī’nin Wasiyyat-Nāma’sı veya Wāsāyā’sı” (, II [1957], s. 53-62). Fazlullah-ı Hurûfî’nin vasiyetnâmesinin metnini de içine almaktadır.

33. “Mawlānā Şams-i Tabrīzī ile Altmış İki Yaşında Buluştu” (, III [1959], s. 156-161).

34. Nasreddin Hoca (İstanbul 1961 [Abidin Dino’nun yaptığı resimlemelerle]).

35. Yunus Emre ve Tasavvuf (İstanbul 1961, 2. bs. 1992).

36. Yunus Emre ve Yattığı Yer (Eskişehir 1963).

37. Alevî-Bektaşî Nefesleri (İstanbul 1963).

38. Mevlevî Âdâb ve Erkânı (İstanbul 1963). Mevlevîler arasındaki terimlerle Mevlevîliğe giriş ve semâ töreni hakkında ayrıntılı bilgileri içine alır.

39. “Bektaşîlik-Hurûfilik ve Faḍl Allah’ın Öldürülmesine Düşürülen Üç Tarih” (, V [1964], s. 15-22).

40. “Hurûfîlik ve Mîr-i ʿAlem Celâl Bik’in Bir Mektubu” (, XIV [1965], s. 93-110).

41. Sımavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin (İstanbul 1966).

42. Mevlânâ Müzesi Yazmalar Kataloğu (I-IV, Ankara 1967-1994).

43. 100 Soruda Tasavvuf (İstanbul 1969, 2. bs. 1985).

44. 100 Soruda Türkiye’de Mezhepler ve Tarikatlar (İstanbul 1969, 2. bs. 1985).

45. Türk Tasavvuf Şiiri Antolojisi (İstanbul 1972).

46. “Niyâzî-i Mısrî” (, VII [1972], s. 183-226).

47. Hurûfîlik Metinleri Kataloğu (Ankara 1973).

48. Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri (İstanbul 1977). [6]

Kaynakça

[1] SelçukÜniversitesi-Mustafa Tatlı
[2] İslamAnsiklopedisi
[3] SelçukÜniversitesi-Mustafa Tatlı
[4] İslamAnsiklopedisi
[5] SelçukÜniversitesi-Mustafa Tatlı
[6] İslamAnsiklopedisi