Nail Abbas Sayar Kimdir?
Nail Abbas Sayar Kimdir?

Nail Abbas Sayar Kimdir?

Nail Abbas Sayar Kimdir? Nail Abbas Sayar (21 Mart 1923, Yozgat – 12 Ağustos 1999, İzmir), Türk köy edebiyatında eserler vermiş olan Türk romancı ve şair.

Soy Bağı

Yozgat’ın Aşağı Çatak Mahallesi’nde dünyaya geldi. Çocukluk ve gençlik yıllarını da bu evde geçirdi. Babası Mehmet Abdüllatif Sayar Bey (1883-1952), annesi İkbal Sayar Hanım (1904-20 Şubat 1939)’dır. Sekiz çocuklu ailenin beş erkek, üç kız çocuğundan üçüncüsüdür. Babası Mehmet Abdullatif Bey, Düyun-ı Umumiye’den emekli bir memurdur. Yozgat ilini kuran Çapar Koca Ömer Ağa, Oğuzların Bozok koluna mensuptur.

Hayatı

Dumlupınar İlkokulu’nda başladığı ilköğrenimini Sakarya İlkokulu’nda tamamladı (1935). Yozgat Lise’ni bitirdi (1941). Ortaokul ve lise yıllarında gittiği Yozgat Halkevi, hayatında ve edebî şahsiyetinde etkili oldu. Bir müddet vekil öğretmenlik ve iaşe memurluğu yaptı. Vatani görevini 1943 Mart’ından 1945 Eylül’üne kadar yedek subay olarak; İskenderun, Ankara, Merzifon, Amasya, Havza, Vezirköprü, ve Gümüşhacıköy gibi yerlerde yaptı. Hayrünnisa Nefesli Hanım ile yaptığı evlilik edebî şahsiyeti açısından dönüm noktası oldu. İçgüveyisi olarak İstanbul’a gitti. Kayınpederinin Fatih’teki evinde yapılan bir düğün töreniyle dünya evine girdi (1946). Daha sonra, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü’ne kayıt yaptırdı.

Burada öğrenciyken Bozlak (12 sayı, 22 Mart 1947-1 Mart 1948) adlı kültür ve sanat gazetesini çıkardı. İşten çıkarılıp, gazeteden de beklediği geliri elde edemeyince iflas etti. Ekonomik sıkıntılar ve biraz da gururuna yediremediği içgüveyilik yüzünden fakültedeki eğitimini, eşini ve çocuğunu da bırakıp Yozgat’a döndü. 1948’den, ikinci evliliğini yaptığı 1989’a kadar düzenli bir hayatı olmadı.

Yozgat’a döndükten sonra bir müddet tarımla uğraştı. Ardından gazete satıcılığı, kitapçılık, matbaacılık ve çiftçilik gibi işlerle meşgul oldu. 1952 ile 1970 yılları arasındaki hayatı Yozgat’la İstanbul arasında geçti ve bu sıralarda ticari faaliyetlerde bulundu….

Yerköy’de de Yerköy gazete ve matbaasını kurdu. Tarım işinden elde ettiği gelirle ekonomik sıkıntılarını giderdi ve bir matbaaya ortak oldu. Bir müddet sonra Abbas Sayar Matbaası’nı kurdu. 10 Nisan 1948’de Bozlak’ın bir devamı gibi görebileceğimiz Bozok gazetesini çıkarmaya başladı. Bozok‘u 23 sayı yayımladıktan sonra, 30 Ekim 1952 tarihli 24. sayıya -İstanbul’da Abbas Sayar Matbaası’nın kuruluşuna- kadar ara verdi. Gazeteyi önce İstanbul’da daha sonra Yozgat’ta 30 Ekim 1952 tarihli 24. sayısıyla kaldığı yerden tekrar çıkarmaya başladı.

Bozok, bu tarihten itibaren aralıksız bir şekilde 29 Aralık 1995 tarihine kadar yayın hayatına devam etti. Seyahat sanatçının hayatının bir parçası oldu ve çok sayıda seyahat gerçekleştirdi. Bu seyahatlerdeki notlarını ve izlenimlerini Bozok gazetesinde yayımladı. 1946’dan 1957 genel seçimlerine kadar aktif bir şekilde politikayla ilgilendi. Yozgat’ta Demokrat Parti’nin kurucuları arasında yer aldı; partide hatiplik yaptı, seçim kampanyalarına katıldı.

1988’de tatil yapmak için gittiği Ayvalık’ta Ayvalık Lisesi edebiyat öğretmeni Hanife Ender Atabek ile tanıştı. Hanife Ender Atabek’in, Abbas Sayar ile okulun gazetesi adına yaptığı edebî söyleşi, onları evliliğe kadar götürdü. 1989 yılında ikinci evliliğini yaptı ve ömrünün sonuna kadar yaşayacağı Ayvalık’a yerleşti.

Edebi Hayatı

Edebiyatın şiir, roman, hikâye ve anı gibi türlerinde eserler veren Abbas Sayar, çok yönlü bir kişiliğe sahiptir. Yazarlığının yanı sıra gazetecilik ve yayıncılık da yapmış, matbuat hayatımıza katkı sağlamıştır. Mizacı açısından bakıldığında Abbas Sayar, aşırı insan ve doğa sevgisiyle dolu duygusal, iyi yürekli, merhametli, cömert, rint meşrep bir kişiliğe sahiptir.

Ayrıca disipline gelmeyen, özgürlüğüne düşkün, düzenli çalışmak ve sebat etmek yerine sürekli hareket eden, kuralsız yaşayan bir insandır. Yazı hayatına şiirle başlamış fakat romancılığı şairliğinin ötesine geçmiştir. Edebiyat ortamında 1946’dan sonra yayımladığı dört şiir kitabı; Gönül Sandalı, Sere Serpe, Neco’ya Mektuplar ve Gibi ile adını duyurmuştur. Asıl ününü kazanması kırsal kesim insanının doğa ile yaşam kavgasını etkileyici biçimde işlediği romanları sayesindedir.

Sanatçının ilk şiirleri Okul dergisinde (1941) yayımlanmıştır. Daha sonraki şiirleri çoğunlukla kendi mecrası olan Bozok‘ta çıkmıştır. Sayar, şiiri güneşin kıpkızıl batışına benzetir ve ona göre şiir doğanın içindedir. Yılkı Atı‘nın yayımlandığı 1970 yılına kadar da şair olarak tanınmıştır: “Abbas Sayar, bilhassa Yılkı Atı’nın neşriyle önünde açılan edebiyat adamlığı kapısından geçince daha çok okurlar nezdinde romancı kimliğinin muhafazasına özen gösterdi.

Sürekli şiir yazmasına rağmen şairliğini gizledi. Şairliği sadece Yozgat’ın dar ve kapalı muhitinde sayısı az Yozgatlı ve Yozgat’a bürokrat olarak gelenlerin oluşturduğu bir yârân halkası içinde bilindi ve sevildi. Onların takdiri Abbas Sayar’a yetiyordu. Bizatihi Yozgat’ta bir masa etrafında kenetlenenlerin dışında onun şiirlerini Bozok‘ta okuyup dosyalayanlar da vardı.”

Sayar, şiirlerinde halk şiiri, divan şiiri ve serbest nazım şekillerini kullanmıştır. Buna bağlı olarak aruz, hece ve serbest ölçüyle şiirler yazmıştır. Velut bir şair olarak değerlendirebileceğimiz sanatçının, şiirlerini rahat ve zahmetsizce kaleme alabilmesi dolayısıyla kitaplarının dışında kalan şiirleri de olmuştur. Karabulut’un tespitlerine göre 8 şiir kitabında bulunan 197 adet, gazete sayfalarında kalmış ve kitaplarında yer almamış 660 adet şiir bir araya getirildiğinde Sayar’ın büyük bir şiir külliyatına sahip olduğu görülmektedir. Şiirlerinde ayrıca Garip Akımı ve Saf Şiir anlayışının etkileri de belirgin biçimde sezilmektedir.

Şiirleri toplu olarak değerlendirildiğinde pastoral, tasavvufi, didaktik, felsefi ve sosyal içerikli şiirler kaleme aldığı söylenebilir. Sayar, iyimser ve yer yer kötümser temalara yer vermiştir. Yaşama sevinci, ümit, hasret, acıma, aşk, hayranlık, heyecan, sadakat, hoşgörü, dostluk, iyi niyet, kaçış, gurbet, yalnızlık, kin, nefret, öfke, güvensizlik, kırgınlık, ıstırap, keder, acı, itilmişlik, terk edilmişlik, çaresizlik, ümitsizlik, isyan, yenilmişlik, umutsuzluk, bıkkınlık ve pişmanlık şiirlerinde işlediği başlıca temalardır.

1970 yılına gelindiğinde Abbas Sayar, “romancı” olarak karşımıza çıkar. Yılkı Atı (1970), kocadığı, iş göremez duruma geldiği için, kışa, açlığa terk edilen bir atın öyküsüdür. Atın sahibi, hayvanın ölmeden kışı geçirdiğini öğrenince, onu yakalayıp yeniden işe koşmak ister, ama yılkı atı tayını da alarak uzaklara kaçar. Yılkı Atı‘nda yazar, Türk köylüsünün ekonomik durumunu, atların duyarlığını ve ıssızlığı, yalnızlığı içinde kışın şiirli gücünü başarılı çevre betimlemeleriyle çarpıcı bir biçimde yansıtır.

İlk romanı Yılkı Atı (1970)’nın kitap hâlinde yayımlanması onu edebiyat dünyasında iyi bir yere oturtmuştur. Bu yer, köy romancılığıdır. Bu olay artık onun edebî hayatının dönüm noktasını oluşturmuş ve bugünkü ününü sağlamıştır. Yılkı Atı (1970), Çelo (1972) ve Can Şenliği (1974) ile ardı ardına alınan üç ödülle edebiyat tarihindeki yerini iyice pekiştirmiş ve artık tamamen köy romancısı kimliğine bürünmüştür. Oysa bu eserlerinden sonra dört roman daha yazar. Fakat ilk üç romanındaki ilgiyi göremez. Abbas Sayar’ın hayatının uzun bir dönemini geçirdiği Yozgat ve çevresini, buradaki izlenim ve deneyimlerini romanlarının çıkış noktası olarak görmek mümkündür. Yılkı Atı (Yönetmen: Ü. Küpeli ve H. Karakaş) ile Can Şenliği TRT tarafından filme de alınmıştır. [1]

Kısaca Nail Abbas Sayar Kimdir?

  • Abbas Sayar şiir yazarak edebiyat hayatına girmiş, adını yazdığı romanlarla duyurmuştur.
  • Romanları ödül alan sanatçının eserlerinde halk dilinin zengin sözcük ve deyimlerini görmek mümkündür.
  • Abbas Sayar’ın romanlarında şiirsel bir eda görüldüğü için onun şairlik yönü bu açıdan önemlidir.
  • Abbas Sayar’ın kendisi her ne kadar da ardına kadar açık olduğunu söylese de aslında onun, Türk edebiyatının kapalı bir kapısı olarak kaldığını düşünen pek çok eleştirmen vardır. Birçok ödül almasına rağmen çok fazla yazarın da başına geldiği gibi çevresinden gerekli değeri görmemiş, ömrünün son yıllarında iyiden iyiye unutulmuştur.
  • En tanınmış eseri Yılkı Atı’nda yaşlandığı, iş göremediği için yalnız kalan bir atın öyküsünü anlatmıştır. Romanın şahıs kadrosu hayvanlardan oluştuğu için ilginçtir.
  • Eserlerinde büyük bir gözlem gücü vardır. Yazar konuşmalara bile bunu başarıyla yansıtmıştır.
  • Köy edebiyatı kategorisinde eserler vermiştir.
  • Orta Anadolu’nun doğasını, insanlarını ve yaşam tarzını anlatır.
  • Romanlarında politikacılara ve aydınlara Türk köylüsünün nasıl yaşadığını öğrenmek, bilmek ve yaşam koşullarını değiştirmek gerektiğini anlatmaya çalışmıştır.
  • Yılkı Atı adlı eseriyle TRT’de sanat ödülü almıştır. [2]

Ölümü

5 Ağustos 1999’da Ayvalık’taki evinde gece yarısı beyin kanaması geçirdi. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesinde yoğun bakıma kaldırıldı. Burada yedi gün sürdürdüğü yaşam mücadelesini kaybetti ve 12 Ağustos 1999’da aramızdan ayrıldı. Gülten Akın, sanatçının ölümü üzerine duygu ve düşüncelerini “Abbas Sayar, yerel kültürle genel kültürü yazdıklarında birleştirebilmiş değerli bir yazın adamı olmuştur. Sadece Yılkı Atı‘nı yazmış olsaydı onu yine çok değerli bulacaktım. Çok üzgünüm, bir yazarı ve hemşehrimi kaybettim.” cümleleriyle dile getirdi. [3]

Eserleri

  • Anılarda Yumak Yumak
  • Can Şenliği
  • Çelo
  • Dik Bayır
  • El Eli Yur, El De Yüzü
  • Noktalar
  • Şiirler
  • Yılkı Atı
  • Yorganımı Sıkı Sar
  • Yozgat Var, Yozgatlı Yok

Kaynak

[1] YeseviÜniversitesi
[2] EdebiyatÖğretmeni
[3] YeseviÜniversitesi