Doğal kaynaklar kalkınmayı beraberinde getirir mi? Bir ülke için sahip olduğu doğal kaynaklar, çok büyük önem arz etmektedir. Doğalgaz, petrol, kömür vb. gibi doğal kaynakların ülke ekonomilerine katkısı yadsınamaz. Ancak bir ülkenin büyük doğal kaynakları olsa bile neden refahı artmaz ve hatta üstüne azalır?

Maalesef bazen doğal kaynaklara sahip olmak, pek de şanslı bir durum olmayabiliyor. Çünkü bu durum, ülkeye zenginlikle birlikte belirli riskler de getiriyor. Ve bu riskler, kimi zaman çok ciddi boyutlara ulaşabiliyor. Bu risklerin değişik versiyonları, birbirinden farklı birçok ülkede yaşanmıştır.

Versiyon 1: DUTCH DISEASE

Dutch Disease, Hollanda hastalığı anlamına gelmektedir. 1960’lı yıllarda Hollanda’nın Kuzey Denizi’nde doğalgaz bulması sonucu yaşanan bir durumdur. Doğalgazın bulunmasıyla birlikte Hollanda’nın milli para birimi olan Florin, büyük bir değer artışı göstermiş ve üretilen Hollanda ürünleri, yurtdışında yüksek fiyatlar nedeniyle alıcı bulamamıştır. Ancak bu duruma karşılık ithalat da büyük ölçüde artmıştır. Hollanda parası değerlendiği için artık çok daha fazla yabancı ürün alabilmektedir.

Doğal kaynaklar kalkınmayı beraberinde getirir mi?

Grafikte doğalgaz bulunmasıyla birlikte üretilen ürünlerin azalmasını ve doğalgaz üretimi ile ülkedeki döviz kurunun eş zamanlı olarak artmasını görmekteyiz. Doğal kaynakların bulunması sonucu ülke ekonomisinin büyüyeceği yerde küçülmesi, bize bir ülkede sonradan bulunan kaynakların son derece dikkatli kullanılması gerektiğine yönelik önemli bir tecrübe sunmaktadır.

Versiyon 2: ORTADOĞU

Şu anda en önemli doğal kaynaklardan birisi, tartışmasız petroldür. Petrol açısından en büyük rezervlere sahip coğrafya, Ortadoğu’dur. Nijerya, Irak, İran, Kuveyt ve Libya, dünyanın en büyük petrol üreticileri/ihracatçıları arasında yer alan ülkelerdir. Peki, bu saydıklarım arasından hangi ülkeler veya kaç ülke dünyanın en iyi 20 ekonomisi olan G-20’de vardır?

Bu ülkelerin hepsine yakını çok uzun yıllardır petrole sahiptirler. Hollanda örneğindeki gibi ülke belirli bir sanayileşmeyi ve refah düzeyini yakaladıktan sonra petrol ve doğalgaz bulma söz konusu değildir. İşte tam da bu yüzden, Hollanda’daki gibi ülkenin mihenk taşı olan siyasi kurumlar tam oturmadan böyle kaynakların bulunması sonucu, mevcut siyasi kurumlar kapsayıcı olmaktan gittikçe uzaklaşarak sömürücü kurumlara dönüşmüşlerdir. Çünkü mevcut doğal kaynakların tekeli devlettedir ve girişimciler ile iş adamları, vakitlerini ülke çıkarına yarar sağlayacak ekonomik aktivitelerle geçirmek yerine mevcut siyasi iktidarı etkileyerek, rüşvet vererek satın alma ve rant elde etme yoluna gitmektedirler. Hatta rant kavgaları öyle bir boyuta ulaşmaktadır ki, ülke derin bir ekonomik bunalımla birlikte iç savaşın eşiğine gelebilmektedir. Ve işin korkutucu yanı ise doğru adımlar atılmadığı sürece, bu sürecin bir kısır döngü halinde devam edecek olmasıdır.

Gelelim asıl soruya: ‘Ortadoğu’daki ülkeler neden hala sanayileşmeyi başaramadı?’

Doğal kaynaklar kalkınmayı beraberinde getirir mi?

Haritada görüldüğü gibi Ortadoğu coğrafyasının en büyük ihracat kalemini petrol oluşturmaktadır. Petrol ihracatından büyük paralar kazanan bu devletler, kaynak aktarımını farklı sektörlere ve sanayiye yap (a)mamakta ve bu da katma değeri yüksek olan sektörlerin gelişimini engellemektedir. Bazı durumlarda ise petrolle gelen paralar, iç savaşı finanse etmektedir ve rant gruplarına gitmektedir. Bu durum da toplumda gelir adaletsizliğine neden olmakta ve halkın devlete ve kamu kurumlarına olan inancını gittikçe azalmaktadır.

Doğal kaynakların zenginlik yaratması ve etkin kullanılması için 3 altın kural:

1-) Paranın yüksek seviyelerde değerlenmemesi ve bu sayede büyüme etkisinin pozitif olabilmesi için mevcut hükümetin ve Merkez Bankası’nın çok dikkatli olması gerekir.

2-) Doğal kaynakların ihracatı ile gelen zenginleşme, sanayiye aktarılmalı ve doğal kaynakların üretimine aşırı yüklenmeyip farklı sektörlerin gelişmesi sağlanmalıdır.

3-) Siyasi rant oluşumları engellenmelidir.

Paylaş
Önceki İçerik6284 sayılı kanun ve “Çocuklardan uzaklaştırma”
Sonraki İçerikİlk kripto para birimi “Bitcoin”
1997 İzmir doğumlu. Lise hayatına İzmir Torbalı Anadolu Lisesi’nde başlayıp, Iğdır’da 125. Yıl Anadolu Lisesi’nde tamamlamıştır. 2015 yılında Marmara Üniversitesi, İktisat bölümünü kazanmış, Türkiye’nin önde gelen staj ağlarından stajim.net’te Kampüs Temsilciliği görevinde bulunmuştur. Ağustos 2016’da Ankara merkezli bağımsız düşünce kuruluşu Sahipkiran Stratejik Araştırmalar Merkezi (SASAM) Akademi bünyesinde birçok akademik çalışma yapmıştır. 20 Şubat-17 Mart 2017 tarihleri arasında KKTC İstanbul Başkonsolosluğu’nda, İdari İşler, Konsolosluk ve Sağlık Ataşeliği bölümlerinde gönüllü stajını gerçekleşmiştir. Şu anda Türkiye Sosyal Ve Stratejik Araştırmalar Vakfı(TUSSAV)’da Akademi Başkanlığı görevini yürütmektedir. Başlıca ilgi alanları Ekonomi-politik ve Uluslararası İlişkilerdir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

dokuz − yedi =