Bin yıllar önceden söz edeyim sizlere…

Taaa mamutlar, kılıç dişli aslanlar zamanından.

Yani Eski İstanbul’ dan…

Yaşayanların bildiği unutamadığı, sokaklarında çocukların sabahtan akşama cıvıl cıvıl sesler çıkararak oynadığı, mahalledeki tüm çocukların, yaşlıların ortaklaşa bakıldığı, o güzel ve zarif İstanbul lehçesinin kulaklara ziyafet çektiği İstanbul’ dan söz edeyim.

Üsküdar’ da Zeynep Kamil’ de doğdum büyüdüm.

En uzun sokağında bile karşılıklı otuzar ev ya vardı ya yoktu.

Herkesin birbirini tanıdığı sokaklar.

Yetmez iki üç sokak aşağı ve yukarısındaki komşuları da tanırsınız.

Neden mi?

Sizin bahçenizin duvarı onların bahçe duvarıyla sınırlıdır ve bahçeler arasındaki duvarda öbür komşu bahçelere geçmek için kapı mutlaka vardır.

Bahçenizdeki ağaçların kökü sizde dalları öbür bahçededir, onların ağaçları sizin bahçeye gölge olur.

Sarmaşığın kökü nerededir kimse bilmez. Duvarı ilkbaharda filizi yazda nefti , sonbahara doğru unutulmayan bir kırmızı sonrada kahverengiye dönüşür bahçe duvarınızın rengi. Kışın bir yoksulluk çöker duvara… Kuru dalların sarmaladığı çıplak bir duvar.

Hüzün çöker içinize izlerken o çıplaklığı.

Sonra kar yağar lapa lapa bahçenizi inci beyazı bir bulut kaplar, duvarda sedef rengi bir esvaba bürünür yoksunluğundan sıyrılır o zavallılığı gözlerden gizlenirdi.

Karın sessizliği…

Tüm şehir susar…

Bir dinginlik çöker her yere…

Bahçelerde üç beş serçe kaldıysa onlar bile sessizliğe bürünürdü.

Bahçe duvarının üzerindeki karlarda bir kedinin bıraktığı ayak izlerine takılır kalır gözleriniz. Üşümüş müdür acaba diye düşünür, üşümüştür diye hayıflanırsınız.

Sokağa bakan bahçe duvarları hem çok yüksek hem üzerleri cam kırıklarıyla kaplıydı.

Maksat sokaktan hırsızlar bahçeye atlayıp giremesin.

Ama bu şehrin hırsızlarıda cam kırıklarının üzerine halı atıp öyle tırmanırlardı ki o da apayrı bir uyanıklıktı.

Ancakkkk alçak bahçe duvarları saklambaç oynayan çocuklar için tam bir maceraydı.

Saklambaç oynuyorsanız üç bahçe öteye saklanırsınız ebenin saklananı bulması imkansızdı.

Bazı gözü kara fırlama tabir edilen çocuklar kümese saklanırlar ancak onlarıda tavuklar çığlık çığlığa gıdaklayıp kanatlarını hızlı hızlı çırpıp huzursuzlanarak ele verirdi.

Diyorum ya Eski İstanbul’ da şimdiki sitelerdeki bir blokta oturan kişiden daha azdı bir sokaktaki oturan sayısı.

Ve çocuklar evler arasındaki bahçe duvarlarına rağmen sınırsız özgürdü.

Duvarlar bahçeler arasındaydı çocuklar ve büyükler arasında değildi…

Ağaçlarla süslü bahçeleri, çiçeklerle bezenmiş camları yıkık dökük bahçe duvarlarıyla İstanbul başka güzeldi…

Tülay Tuncaboylu
24.08.2018