Cahit Sıtkı Tarancı Kimdir?
Cahit Sıtkı Tarancı Kimdir?

Cahit Sıtkı Tarancı Kimdir?

Cahit Sıtkı Tarancı Kimdir? 4 Ekim 1910’da Diyarbakır’ın Camiikebir Mahallesi’nde doğdu. Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu. Mülkiye Mektebi’ne (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi) devam etti, bir süre de Ankara Yüksek Ticaret Okulu’nda öğrenim gördü. Sümerbank’ta memur olarak çalıştı. 1939’da Paris’e gitti. Paris Radyosu’nda Türkçe yayınlar spikerliği yaptı. 2. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla yurda döndü. Askerliğini yaptı, bir süre İstanbul’da babasına ait işyerinde çalıştı. Ankara’da Anadolu Ajansı’nda çevirmenlik yaptı. Toprak Mahsulleri Ofisi ve Çalışma Bakanlığı’nda da bir süre görev yaptı. Geçirdiği kısmi felç sonucu konuşma yeteneğini yitirdi. Tedavi için götürüldüğü Viyana’da 12 Ekim 1956’da 46 yaşındayken yaşamını yitirdi.[1]

Cahit Sıtkı Tarancı ve Edebi Hayatı

Cahit Sıtkı Tarancı, aile çevresinin edebi faaliyetlere ilgi duyması yönü ile küçük yaşlarda edebiyat dünyasına ilgi duymaya başlamıştır. Saint-Joseph Lisesi’ne giderken Namık Kemal, Tevfik Fikret, Mehmet Emin Yurdakul ile Pierre Corneille, Jean Racine, Molière, Alphonse de Lamartine gibi sanatçıları da okuma fırsatı bulmuştur. Galatasaray Lisesi’ndeyken şiire olan eğilimi giderek artmış ve 2. sınıftayken Ziya Osman’ın yönlendirmesiyle Fransız şair Charles Baudelaire’i okumaya başlamıştır. Bu konuda şunları dile getirmiştir:

Bendeki Lamartine muhabbeti Galatasaray onuncu sınıfa kadar devam etti. Orada Baudelaire’i okuduktan sonra düşünüşüm, duyuşum, görüşüm değişti. Daha doğrusu Baudelaire elinde tuttuğu canlı meşale ile bana tutacağım, tutmam gereken yolu gösterdi. Baudelaire bana suyun dibine inmeyi öğretti, içimle dışım arasındaki farkı Les Fleurs du Mal’i (Kötülük Çiçekleri) okuduktan sonra idrak ettim.

Hafta sonu tatillerini bürokrat dayısı Fevzi Bey’in evinde geçiren Cahit Sıtkı’yı aile çevresinden sadece o, şiire teşvik etmiş, onu yüreklendirmiştir. Cahit Sıtkı Tarancı şiire ağırlık verdikçe derslerindeki düşüş ailesi tarafından şiddetle eleştirilmeye başlanmıştır. Lise son sınıftayken ilk şiirlerini Servet-i Fünun ve Muhit dergilerinde yayımlamıştır. Aynı dönemde Servet-i Fünun ile Galatasaray Lisesi’nin Akademi ve Galatasaray adlı dergisinde de şiirleri yayımlanmaya başlamıştır. Dayısı, şiirlerini Abdullah Cevdet’e göstermesi konusunda Cahit Sıtkı’yı yüreklendirmiştir. Abdullah Cevdet, Cahit Sıtkı’nın bütün şiirlerini dikkatle okumuş, kusurlarını ona nezaketle göstermiş, beğendiği mısraların altını çizmş ve ona yetenekli olduğunu söyledikten sonra; bu şiirleri yayımlamaktan vazgeçmesini ve daha çok kitap okuyarak yazmasını tavsiye etmiştir.

Cahit Sıtkı Tarancı, şair olmak istemesine rağmen babası tarafından Mülkiye Mektebi’ne gönderilmiştir. Okula bazı günler uğramış ama zamanının çoğunu da okula yakın bir kahvede geçirmiştir. Bu yüzden babasıyla çok tartışmış, babası ona diploması olmayan şairleri örnek göstererek kendisinin haklı olduğunu dile getirmeye çalışmıştır. Cahit Sıtkı Tarancı da “Bu yaldızlı kâğıt üzerinde ne diye bu kadar duruyorsun, bak Hüseyin Cahit’in de diploması yok?” cevabını vermiştir. Sigara içmeye lisedeyken başlayan şair, bu dönemde içkiye başlamış ve kendi sözüyle “hayatı daha kesif yapmak için” hep şiir adına ve uğruna içtiğine işaret etmiştir. Edebiyat dünyasında tanınmasında Peyami Safa’nın 1932 yılında Cumhuriyet gazetesinde şiiri üzerine yazdığı üç yazının büyük etkisi olmuştur.

Sanat İçin Sanat

“Sanat için sanat” anlayışına bağlı kalan Tarancı’ya göre şiir, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır. Vezin ve kafiyeden kopmamış ama ölçülü veya serbest, her türlü şiirin güzel olabileceği inancını taşımıştır. Şiirlerinde en çok yaşama sevinci ve ölüm temalarına yer vermiştir. Ayrıca yitik aşklar, mutlu sevdalar, yalnızlık, yaşadığı bohem hayatın buruklukları, çocukluk özlemi de şiirlerine konu olmuştur. Cahit Sıtkı’ya göre sanat eseri/şiir, her şeyden önce bir “anlatım”dır. O, bu “anlatım”ı bir estetikçi veya felsefeci gibi ontolojik olarak değil, ilgilendiği ve üzerinde çalışmaktan zevk duyduğu bir nesne olarak ele almış ve kendisine göre başarılı bulduğu güzel şiirlerin özelliklerini anlatmıştır. Bu özellikler, aynı zamanda şairin şiir anlayışını ortaya koymaktadır. Ayrıca Cahit Sıtkı’ya göre samimiyet, estetik bir değerdir, şiirde anlatılan duygu, düşünce, inanç ve daha başka duyguların samimi olması bir şiire, sanat eseri olma kıymeti kazandıran unsurlardan biridir. [2]

Şairliğinde Ziya Osman Saba’nın Etkisi

Cahit Sıtkı Tarancı, edebiyata ne zaman başladığını Can Yayınlarından çıkan ve Asım Bezirci tarafından derlenen “Otuz Beş Yaş” kitabının giriş kısmında yapılan konuşma da şu şekilde anlatmaktadır;

-Edebiyata karşı ilk ilgi sizde ne zaman ve nasıl uyandı?
-İlkokulda iken Namık Kemalin Tevfik Fikretin, Mehmet Eminin şiirlerini yüksek sesle okumayı pek severdim. Fransız okuluna geçtiğimde durmamacasına roman okumak tutkusuna kapıldım. Yine o tarihlerde Diyarbakırdaki kız kardeşime uzun uzun manzum mektuplar yazdığımı hatırlıyorum. Fakat bende edebiyata özellikle şiire karşı gerçek ve köklü denilebilecek ilk ilgi Galatasaray onuncu sınıfta sıra arkadaşım Ziya Osman Sabanın yardımıyla tanıdığım Baudelaire ile başlar. Bu dev Fransız şairini içime sindire sindire okuduktan sonradır ki, şiir yazmak benim için soluk almak, yemek içmek kadar doğal bir yaşam eylemi oldu. [3]

Eserleri

Şiirleri
Ömrümde Sükût (1933)
Otuz Beş Yaş (1946)
Düşten Güzel (1952)
Sonrası (1957)
Bütün Şiirleri (1983)

Mektup
Ziya’ya Mektuplar (1957)
Evime ve Nihal’e Mektuplar (1989)

Hikâye
Gün Eksilmesin Penceremden (2006)

Biyografi
Peyami Safa: Hayatı ve Eserleri (1940)

Cahit Sıtkı Tarancı

Şiirleri

Memleket İsterim
Memleket
Otuzbeş Yaş Şiiri
Sayıklayan Ağaç
Tutsam Ellerinden Ağlarsın
Şaşkın Dünya
Hatıralar
Güneşe Ait Çocuk
Gün Olur Ki
Abbas
Anne Ne Yaptın
Aşk Masalı

Kaynak:
[1] TürkEdebiyatı
[2] WikiPedia
[3] BilgiUstam