Bir ruh daha kayboldu tacizde

Bu ülkede kız çocuğu, genç kız aslında kadın olup tacize uğramayan kolay kolay yoktur…

Sayısını anımsayamadığım kadar tacize ve bir kez de saldırıya uğradım.
Hemen hiç birini kimselere anlatmadım, anlatamadım.

Daha beş yaşındayken kız arkadaşımın bizden beş yaş büyük ablasından, yeni taşındığımız mahallede ki yaşlı bakkal amcaya kadar…

İlkokul beşinci sınıftaydım; Kocamustafapaşa’da ki kiracımızdan kirayı alıp Üsküdar’a eve dönerken, Sirkeci Garında adamın birinin başına şemsiyeyle vurup kırdığımda…

Şemsiyeyle vurma işini ağabeyimden öğrenmiştim.
Bir kaç yıl öncesinde ağabeyim, beni okula giderken takip eden yüzü çiçek bozuğu kırk yaşlarındaki bir adamı yakalayıp önce elindeki şemsiyeyi kafasında parçalayıp sonra da hakikaten öldüresiye dövmüştü.
Ama iyi dövmüştü…

Haa, bir de yakamda koca bir toplu iğne taşırdım. Biri bana otobüste trende sürtündü mü, fazla mı sokuldu filan iğneyi yavaşça çıkarır saplardım.
Ablamla ağabeyim öyle öğretmişlerdi.

Ve günlerden o gün bir çarşamba günüydü.
Karacaahmet Mezarlığı okul yolumdu. Zeynep Kamil’ den taa Paşa Kapısı Ortaokuluna yürüyordum.
Çarşamba günleri Çiçekçi Pazarı kurulurdu. Orta ikideydim.
Mezarlık duvarının kıyısından yürümekteyken, biri arkamdan elini ağzıma bastırıp, belimden kavrayıp mezarlığın içine doğru sürüklemeye başladı.

Çok garip biliyor musunuz av olmak ne demekti? O an anlamıştım.
Zaman durdu…
Nasıl oldu hâlâ bilmiyorum, ben can havliyle yerlerde sürüklenirken adamın elini öyle derin ısırdım ki, fışkıran kanları gözlerime ağzıma sıçrıyordu.
Ağzım serbest kaldı. Adam kaçtı.
Bağıran, çığlık atan ben miyim?
Sesim bana yabancı.
Biri bağırıyor ama ben miyim?
Sesimi tanıyamıyorum.
İnsanlar toplandı. Karakola nasıl gittiğimizi hiç hatırlayamıyorum.

Ağabeyimi aradı polisler.
Ağabeyim telefona istedi beni.
– Tülay!
Dedi.
Tek sözcük. Tüm sorular içinde.
– Abimmm iyiyim.
Diyebildim…
İki sözcük. Tüm cevaplar içinde…
Derinlerin en derinlerinden bir soluk sesi.
– Haydi okuluna git. Anneme söyleme üzülmesin. Geliyorum birazdan.
Dedi.

Ve onca yıl bu konu ikimizin arasında bile bir daha hiç konuşulmadı.
Ben de kimseye söz etmedim.
Düşünüyorum bazen ya adamın elini ısıramasaydım, ya o çarşamba pazar kurulu olmasaydı…
Tecavüzden, öldürülmekten dişlerim sayesinde kurtulmuştum.
Yoksa muhtemelen bir mezarın yanında ölü bedenim bulunacak ve polis kayıtlarında binlerce kişiden biri olarak istatistiklerde bir sayı olarak kalacaktım.

Sonraları mı?
Yaş baş, konum, kariyer şu bu önemli değil.
Sayısı belirsiz sürüp giden tacizler…

Bir kadın için bu ülkede yaşamak çok zor…

O günden beri;
Ne zaman bir çocuğun, bir kızın ya da kadının şiddete, tacize uğradığını duysam bembeyaz çoraplarımla çamurların içinde sürüklenişim gelir aklıma, gözlerim dolar, boğazım tıkanır, yemeden içmeden kesilirim.

Bir de fotoğrafım var o zamanlardan, mezarlıkta ki tacizden üç beş gün önceki ben, gözlüklerimin arkasından sımsıcak bakıyorum dünyaya.
Bir daha asla öyle bakamadım.

Ezcümle bu ülkede kadın olmaktan mutsuzum…