Ahmet Hamdi Tanpınar Kimdir?
Ahmet Hamdi Tanpınar Kimdir?

Ahmet Hamdi Tanpınar Kimdir?

Ahmet Hamdi Tanpınar (23 Haziran 1901, İstanbul – 24 Ocak 1962, İstanbul), Türk şair, romancı, deneme yazarı, edebiyat tarihçisi, siyasetçi ve akademisyendir.

Soy Bilgileri

Ahmet Hamdi Tanpınar, 23 Haziran 1901’de İstanbul Şehzadebaşı’nda, Abdülhamit ve İkinci Meşrutiyet dönemlerinde imparatorluğun çeşitli yerlerinde kadılık yapmış olan Batumlu Hüseyin Fikri Efendi (1852-1935) ve Trabzonlu Kansızzadeler ailesinden Nesime Bahriye Hanım’ın (1876-1916) ortanca çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Hüseyin Fikri Efendi’nin dedesi Batum’da müftülük yaptığı için aile Müftüzadeler olarak da bilinmektedir; annesi Nesime Bahriye Hanım ise Trabzonlu Kansızzadeler olarak bilinen aileye mensup deniz yüzbaşısı Ahmed Bey ile Tirebolulu Emine Hanım’ın kızıdır. Tanpınar’ın ablası Nigâr Tümer (1893-1982) kendisinden sekiz yaş büyüktür, kardeşi Kenan Tanpınar (1908-1983) ise yedi yaş küçüktür.

Okul Hayatı

Tanpınar, babası Hüseyin Fikri Efendi’nin memuriyeti dolayısıyla pek çok kez şehir değiştirmek zorunda kaldı. Buna bağlı olarak okul hayatı da sık sık değişti. 1902-1905 yıllarını Ergani’de geçiren Tanpınar, 1905 Nisan ayında ailesiyle İstanbul’a döndü ve İstanbul’da Ravza-i Maarif İptidai Mektebi’nde eğitim hayatına başladı. Daha sonra babasının tayininin Sinop’a çıkması üzerine 1908-1910 arasında Sinop’ta Rüştiye’ye, Ekim 1910-Mayıs 1913 arası ailecek bulundukları Siirt’te Fransız Dominicain Misyoner Mektebi’ne devam etti. 1913-1914 arasında lise tahsiline İstanbul Vefa İdadisi’nde başladı, 1914’ün Temmuz’unda geldikleri Kerkük’te 1916’nın Eylül ayına kadar kaldılar. Tanpınar bu süre zarfında lise eğitimine Kerkük İdadisi’nde devam etti.

Ahmet Hamdi Tanpınar, okuma zevkini bu yıllarda edindi. Okudukları arasında bazı dergileri, Kısas-ı Enbiya’yı, Cezmi’yi ve Celalettin Harzemşah’ı anan Tanpınar, Fransızca öğrenmeye de burada başladı. Haşim’i, Yakup Kadri’yi, Süleyman Nazif’i, Ahmet Rasim’i ve Yahya Kemal’i yine bu okuma evresinde tanıdı.

Annesinin Vefatı

Babası Hüseyin Fikri Efendi’nin tayininin Antalya’ya çıkması üzerine 1916’nın Ekim ayında buraya hareket ettiler fakat çok kısa bir süre sonra annesi Nesime Bahriye Hanım rahatsızlanınca Musul’da mola verdiler ve annesi Musul’da tifüsten vefat etti. On beş yaşında annesini kaybetmiş olması Tanpınar’ın gerek sanatı ve gerek şahsiyeti üzerinde derin izler bıraktı.

Antalya yolunda bir müddet Konya’da da konaklayan Tanpınar ve ailesi 1916’nın Ekim ayı sonunda Antalya’ya vardı. 1918’in Ağustos ayına kadar Antalya’da kalan ve lise tahsilini Antalya İdadisinde tamamlayan Tanpınar, okuma merakını burada daha da genişleterek devam ettirdi. Servet-i Fünun külliyatını, Yeni Mecmua’yı, pek çok çeviri romanı, Haşim ve Yahya Kemal’in yanı sıra Ziya Gökalp’ı ve Halide Edib’i okumaya başladı.

Üniversite Hayatı

Babası Hüseyin Fikri Efendi, Tanpınar’ı 1918’in Ağustos ayında yükseköğrenim görmek üzere İstanbul’a gönderdi ve Tanpınar bir yıl boyunca Halkalı Baytar Mektebi’nde okudu. I. Dünya Savaşı’nın İmparatorlukta yaratmış olduğu yıkımı yakından gördü. 1919’da Halkalı Baytar Mektebi’nden ayrılarak Felsefe veya Tarih okumak niyetiyle Darülfünûn’a kaydoldu.

Lise öğrencisiyken şiirlerini yakından tanıdığı Yahya Kemal’in Edebiyat Şubesinde ders verdiğini öğrenince oraya devam etti. Yahya Kemal’in yanı sıra Mehmed Fuat Köprülü, Cenap Şahabettin, Ömer Ferit Kam, Babanzâde Ahmed Naim gibi hocaların derslerine devam etti. Buradaki öğrenciliği sırasında Mustafa Nihat Özön, Ali Mümtaz Arolat, Rıfkı Melul Meriç ve Ahmet Kutsi Tecer gibi isimlerle arkadaş oldu. Aynı zamanlarda yatılı öğrenci olarak bulunduğu Yüksek Muallim Mektebi’nde de Nurullah Ataç, Mükrimin Halil Yinanç, Necmettin Halil Onan ve Hasan Âli Yücel gibi daha sonra edebiyat ve kültür ortamlarında tanınacak olan önemli isimlerle tanıştı.

İlk Şiiri

Ahmet Hamdi Tanpınar 1920’de ilk şiiri “Musul Akşamları”nı (Altıncı Kitap, Temmuz) ve ilk çevirisi Magdalene Rock’tan “Bir Hikâye”yi (Servet-i Fünun, sayı 1457-1459, 24 Temmuz) yayımladı. 1921’de Yahya Kemal önderliğinde, Darülfünûn’dan tanıştığı bazı arkadaşlarıyla birlikte Dergâh Mecmuası’nı çıkardılar. Şiirlerinin bir kısmını artık burada yayımlamaya başladı. Gerek kendisi ve gerek etrafındaki diğer arkadaşları için Dergâh Mecmuası, önemli bir edebiyat mahfili oldu. Yaz tatillerinde gitmeye devam ettiği Antalya tecrübelerinin ardından İstanbul Darülfünûn’daki öğrenciliği, Haşim, Yahya Kemal ve Dergâh Mecmuası çevresi, edebiyat, sanat, tarih, felsefe, müzik ve benzeri pek çok alana açılmasına vesile oldu. Yine bu dönemde Yahya Kemal aracılığıyla Batı edebiyatlarını ve özelikle Fransız şiirini yakından tanıdı; yerli ve yabancı klasiklere yöneldi. Baudelaire’i, Verlaine’i, Mallarmé’yi, Anatole France’ı, Goethe’yi, Hoffmann’ı, Dostoyevski’yi, Poe’yu okudu.

Çalışma Hayatı

Tanpınar, 1923’ün Mart ayında Hüsrev ü Şirin üzerine yazdığı teziyle Darülfünûn Edebiyat Şubesinden mezun oldu ve aynı yıl Erzurum Lisesi’ne öğretmen olarak atandı.1924 yılı Eylül sonlarına doğru Erzurum’da meydana gelen büyük depremi ve yarattığı etkiyi yaşadı. 1 Ekim’de bölgeye inceleme yapmak üzere Erzurum’a gelen Atatürk’le tanıştı ve aralarında kısa bir konuşma geçti. Ocak 1925’te Konya Lisesi edebiyat öğretmenliğine atandı. Buradaki öğretmenliği sırasında dokuz ay Kolordu Topçu Alayı’nda er olarak askerlik hizmetini yerine getirdi.

Türk Edebiyatının Önemli İsimlerine Hocalık Yaptı

Ekim 1927’de Ankara Erkek Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Suut Kemal Yetkin, Ziyaettin Fahri Fındıkoğlu, Faruk Nafiz Çamlıbel ve Rıfkı Melul Meriç gibi isimlerle birlikte çalıştı. Sonraki yıllarda Türk edebiyatının önemli şair ve yazarları arasında yer alacak olan Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rifat, Samet Ağaoğlu, Fuat Bayramoğlu, Ahmet Muhip Dıranas, Cahit Tanyol ve Salim Rıza gibi isimler öğrencisi oldu.

Millî Mecmua, Hayat Mecmuası gibi dergilerde şiirleri çıkmaya devam etti. Bu süre zarfında Valéry ve Proust üzerine yoğunlaştı; asıl estetiğini bu dönemde elde etti. Ankara Erkek Lisesi’nde öğretmenlik yaparken 1 Mayıs-20 Ekim 1928 arasında İstanbul Mekteb-i Harbiye’de yedek subaylık eğitimi aldı. 1929’dan itibaren aynı zamanda Gazi Terbiye Enstitüsü’nde de görev yaptı. 1931’de bu okullara Ankara Kız Lisesi de eklendi. Bu dönemde klasik Batı müziğini yakından tanıma fırsatı buldu. 1932’de İstanbul’a döndü ve Eylül ayından itibaren Kadıköy Lisesi’nde edebiyat öğretmenliğine başladı. Bu süre zarfında bir müddet Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde de dersler verdi.

Tanpınar Resim ve Plastik Sanatlarda da Kendini Geliştirdi

1933’te Ahmet Haşim’in vefatından sonra Güzel Sanatlar Akademisi’nde sanat tarihi hocalığına getirildi. 1934’te yine burada estetik ve mitoloji dersleri de verdi. Ankara’da yakından tanıdığı klasik Batı müziğinin yanı sıra Güzel Sanatlar Akademisi’nde Batı resmi ve diğer plastik sanatlar konusunda da kendisini geliştirdi. Bedri Rahmi, Nuri İyem, Selim Turan, Zeki Kocamemi, Fuat İzer, Turgut Belge, Avni Arbaş gibi sonradan önemli ressamlarımız arasında yer alacak olan isimler burada Tanpınar’ın öğrencisi oldu. 5 Ocak 1934’te babası Hüseyin Fikri Efendi vefat etti. 1937’de kırk beş günlük askeri eğitim stajını Kırklareli’nde yaptı.

1937’de ilk kitap çalışması Tevfik Fikret’i yayımladı. Ciğerlerinden geçirdiği bir hastalık dolayısıyla 1938’de uzun bir müddet prevantoryumda tedavi gördü.

Edebiyat Fakültesinde Kürsü Profesörlüğüne Getirildi

Ahmet Hamdi Tanpınar, 15 Kasım 1939’da Maarif Vekâleti tarafından Tanzimat’ın yüzüncü yıl dönümünde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yeni Türk Edebiyatı kürsüsü profesörlüğüne getirildi. Bu kürsüde okutulmak üzere kendisine bir Tanzimat sonrası Türk edebiyatı tarihi yazma görevi de verildi. 1940’ta İstanbul, İzmir, Sivas, Eskişehir Halkevlerinde edebiyat üzerine konferanslar verdi. Aynı yıl Ağustos ayında Kırklareli’nde topçu teğmeni olarak askerlik yaptı. Bu dönemde akademik araştırmaları ve yazıları yoğunlaştı.

28 Şubat 1943 ara seçimlerinde Maraş’tan milletvekili seçildi. Üç buçuk yıl milletvekilliği yaptı. Bu dönemde de sanatsal ve akademik yazıları yoğun olarak devam etti. 1946’da Millî Eğitim Bakanlığı müfettişliğine getirildi. 1948’de tekrar Güzel Sanatlar Akademisi estetik hocalığına tayin edildi. Bir yıl sonra da yeniden Edebiyat Fakültesindeki Yeni Türk Edebiyatı profesörlüğüne getirildi; 1949’da uzun bir süredir üzerinde çalıştığı XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi isimli ünlü eserini yayımladı. 1953 yılında Avrupa’ya gitme fırsatı buldu. Fransa’nın yanı sıra Belçika, Hollanda, İngiltere, İspanya ve İtalya’yı gezdi. 1 Kasım 1958’de Yahya Kemal’in vefatı kendisini derinden sarstı. İkinci defa 1959’da Paris başta olmak üzere Fransa, İngiltere, İsviçre ve Portekiz’i dolaştı. Bütün bu Avrupa seyahatleri kendisine, kitaplardan tanıdığı Batı’yı, Batılı yazar ve şairleri, ressamları ve ünlü tablolarını yakından tanıma imkânı verdi. Tanpınar, 24 Ocak 1962’de geçirdiği bir kalp rahatsızlığı sonucu vefat etti. Rumeli Hisarı’nda çok sevdiği dostu ve hocası Yahya Kemal’in yanına defnedilmiştir. [1]

Edebi Kişiliği

Yahya KemalAhmet Haşim , Valéry ile Marcel Proust’u kendine üstat kabul etmiş olan Tanpınar bu yazarların izinden yürütmüş onların sanat anlayışına sahip olmuş onların tarzında eserler vermiş Şiiler ve yazılarını bu şair ve yazarların anlayışına uygun olarak yazmıştır. Bu yazarlar edebiyatta güzellik ve mükemmeliyeti ön planda tutan yazarlardır. Sanat sanat içindir ilkesi ile özetlenebilecek bir anlayışı benimsemiş olur.  Bu sanatçılar ve Tanpınar’a göre edebiyat, tıpkı resim ve musiki gibi “güzel sanat”tır. Bu sanat dalları güzelliği boya, renk ve sesleri kullanırken edebiyat çok daha etkilisi olan ve bu iki sanat dalının kullandığı malzemelerden ve vasıtalardan çok daha zengin olan insan dilini kullanmaktadır görüşündedir.  Eserlerini bu ilkeler etrafında yazan “Tanpınar şiiri hayatının en büyük ihtirası haline getirmiş, fakat asıl kabiliyetini  şiir estetiğine göre yazdığı mensur eserlerde göstermiştir.

İlk şiiri 1920’de yayımlanmış, tek şiir kitabını da ölümüne yakın bir zamanda çıkarmıştır Şiirler (1961) Bu kitabı Bütün Şiirleri adıyla genişletilmiş olarak 1976 yılında ve ölümünden sonra yeniden basılmıştır.

Tanpınar’ın  şiirlerinde bir imaj ve müzik kaygısı ön plandadır. Hikâye ve romanlarında da, başta zaman teması olmak üzere, psikolojik anları, bilinçaltını aradığı, yansıttığı görülür.

Tanpınar’ın edebi kişiliği hakkında Mehmet Kaplan’ın bir tahlili vardır.

Bu tahlili şu şekildedir:

“ Tanpınar, mensur eserlerini olgunluk yaşına ulaştıktan sonra yazmıştır. Abdullah Efendi’nin Rüyaları (1943), Beş Şehir (1946), Huzur (1949), Yaz Yağmuru (1953), Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1962) yılında basılmışlardır. Uzun yıllar kendi şahsiyetini geliştiren Tanpınar’ın otuz beş yaşından sonra kaleme aldığı bu eserlerde, derin kültüre sahip, olgun bir sanatkârın varlığı kendisini gösterir.

Eroine alıştırılan gibi kolay, hafif, sudan yazılara alıştırılmış okuyucu kütlesi için bu yazıların okunması ve anlaşılması bir hayli güçtür. Fakat insan ve hayat son derece karışık ve en büyük filozof ve âlimlerin sırlarını çözemediği karanlık muammalarla doludur. Tanpınar gibi çok yüklü bir hayat tecrübesi geçiren -Evin Sahibi- adlı hikâyenin kahramanı yanlarında oturmak mecburiyetinde kaldığı aileden bahsederken: -Hayır, der, burada her şeye bu kadar basit bir gözle bakan insanların arasında yaşamak bana güç gelecek. Bunlar için ölüm, hayat, günün her hadisesi, saadetler ve felaketler o kadar tabii şeylerdi ki… Hâlbuki ben bir masalı olan adamdım-.”

Tanpınar’ın Edebiyattan Sonra En Çok Uğraştığı Sanatlar Resim ve Musikidir

Bu cümle Tanpınar’ın insan ve hayat karşısında aldığı tavrı aydınlatır. O hayatı, derinliğine ele alan, onu bir masal kadar esrarlı ve -ilave edelim- güzel hale getiren bir yazardır. Onun eserleri ancak yazarın sahip olduğu dikkat ve kültür ile okundukları zaman anlaşılabilir ve zevkine varılabilir.

Dünyada koşarak hiçbir şey görülmez. Alain -düşünmek için durmak lazımdır- der. İlim adamı, filozof ve sanatkâr durur. Derinleştirir. Uzun uzun yoklar. Bize basit gibi görünen cümlelerin arkasında çalışma ile dolu günler ve uyanık geçmiş geceler vardır. Tanpınar bir sanatkâr olduğu için, duygu ve düşüncelerinin teferruatını bütün girinti ve çıkıntıları ile verir. O yazılarında sık sık cümlelerini uzatmakla beraber, onları bir resim veya musiki parçasına yaklaştıran hayallere başvurur. Tanpınar’ın edebiyattan sonra en çok uğraştığı sanatlar -bir seyirci ve dinleyici olarak-   resim ve musikidir. Yazılarında bu iki güzel sanatın tesirleri açıkça görülür. Tanpınar son çağ Türk edebiyatında ’Halit Ziya’dan sonra gelen en büyük -üslupçu-dur. Halit Ziyanın nesirleri gibi onun nesirleri de -sanatkârane-dir, şiir kutbuna yaklaşır. Denemelerinde bile bu özellik kuvvetle his solunur.

Tanpınar’ın Eserlerinde Baş Döndürücü Bir Derinlik Vardır

Tanpınar’ı sanatkârane üsluba götüren başlıca amillerden biri onun dünyaya bir ressam gözü ile bakmasıdır. Bir ressam için olduğu gibi, Tanpınar için de dünya bir ışık, şekil ve renk cümbüşüdür. Fakat Tanpınar tabiat ve insanın sadece dış görünüşüne bakmaz. Onların derinliğine de iner. Halit Ziya , büyük bir yazar olmakla beraber, umumiyetle hayatın sathında kalmıştır. Onda Tanpınar’ın eserlerindeki baş döndürücü derinlik yoktur. Çok geniş kültüre sahip olan Tanpınar, tarih, psikoloji ve felsefeye de meraklı idi. Diyebilirim ki, son çağ Türk edebiyatında beşeri kültür ile güzel sanatlara Tanpınar kadar ihtiras ile sarılan, onlarla ruhunu besleyen başka bir Türk yazarı yoktur. Hayatı bir sanat eseri kadar güzel bulan Tanpınar’ın içinde onun sırlarını araştıran bir filozof, psikolog ve sosyolog tecessüsü de vardı. O, bu cephesiyle Halit Ziya’dan ve diğer – üslup çu- yazarlardan ayrılır, onların çok üstüne çıkar.

Değerli bir şair, büyük bir hikâyeci ve romancı olan Tanpınar derin görüşlerle dolu denemeler de yazmıştır. Beş Şehir, XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Edebiyata Dair Makaleler ve Yaşadığım Gibi adlı kitaplarında sanatkâr Tanpınar’ın yanı sıra çok okumuş, çok düşünmüş bir fikir adamını da buluruz. Üstatları olan Yahya Kemal  ve  Ahmet Haşim  fikre büyük önem vermemişlerdir. Tanpınar’ın sanat eserlerinde bile fikir, arka planda insan hayatını gizliden gizliye idare eden esrarlı kâinat gibi derinleşir.”

Şiir’de Susan Romanlarında Konuşan Şair

Mehmet Kaplan’ın bu analizleri üzerine çok da fazla bir şey koyamayacak olsak da: “Şiir söylemekten ziyade bir susma işidir. Sustuğum şeyleri roman ve hikâyelerimde anlatırım” diyen Tanpınar, romanlarında ve hikâyelerinde ferdin iç dünyasıyla beraber hayata ve hayatın içindeki insana yöneldiği görülmüştür. Tanpınar ferdi konuşlara ve insana eğilmeyi seven bir şair ve yazardır. Bunu kendisi de kabul etmiş konu ile ilgili olarak şunları belirtmiştir.  “Şiirde dolayısıyla kendimin, hikâye ve romanlarımda kendimle beraber mümkün olduğu kadar hayatın ve insanların –benden başkalarının- peşindeyim. Yahut başkalarına ait zamanın peşinde, Abdullah Efendi’nin Rüyaları’nda, Huzur’da sanatımın –eğer üzerinde durulacak böyle bir şey varsa- iki kolumun birleştiği yerler vardır.”.

Tanpınar’ın şiirleri, hikâyeleri, romanları Valery’in ‘ sanat eserinde fikir, meyvenin içindeki besleyici gıda gibi erimiş olmalıdır’ görüşüne tamamen uyan bir anlayış içindedir. Tamamıyla uygundur. Onun eserlerinde  işlediği düşünceler ve fikirler eserlerinde  “erimiş bir gıda gibi yedirilmiş ve içine sindirilmiş fikirlerdir. Bu fikirler eserin içinde gizlenmiş olarak durur.

Hikâyelerinde görüldüğü üzere Tanpınar, rüya ve masala önem vermiş ve bunları malzeme olarak kullanmıştır. Eserlerinde güzelliğe ve estetiğe önem veren yazar “ Güzellik kâinatın altın anahtarıdır “ ilkesiyle eserler vermeye çalışmıştır.

Ölüm Teması İşlediği Konuların Başında Gelmektedir

Eserlerinde gizlenmiş bir felsefe sindiren Tanpınar’ın şiirlerinde ve nesirlerinde ölüm teması da başlıca bir yer tutar. Felsefî alanda birçok farklı tanımı bulunan ölüm, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eserlerinde derinlemesine işlediği konuların başında gelmektedir. Tanpınar’ın yaşamının son yıllarında ölüm karşısında belirgin bir kaygı duyduğu anlaşılmaktadır. Tanpınar’ın, yaşadığı dönem ve tanık olduğu olaylara ilişkin gözlemleri ve mistik bir anlayışa yaklaşan Doğu sentezi, onun gözünde ölümü farklı bir noktaya taşımıştır.

Tanpınar yazılarını Hayat, Görüş, Varlık, Oluş, Ülkü, Aile dergilerinde ve Tan, Cumhuriyet gazetelerinde yayımlamıştır. Batılı edebiyatçılardan ise en çok Fransız sembolist şairleri; Anatole France, E.T. Hoffmann’ı, Dostoyevski’yi, Edgar Allan Poe’ yu beğenmiş ve onların sanat anlayışlarından ilham almıştır. Şiirlerinde Ahmet Haşim’i, Yahya Kemal’i, Baudlaıre’i, Mallarme’’yi, Valery’yi, hikâye ve romanda ise Dostoyevski’yi, Edgar Allan Poe’yu, Nerval’i, Marcel Proust’u beğenmiş ve etkilerinde kalmıştır.

Tanpınar’ı en iyi anlatan paragraflardan birisi yine Prof. Dr. Mehmet KAPLAN’a aittir.  “Tanpınar’ı dura dura, içlerine sindire sindire okuyanlar, onu sevecekler, yalnız ona karşı değil, bütün sanata, insana ve kâinata başka bir gözle bakacaklar, kendilerini ebediyete götüren esrarlı ışıklarla dolu bir yolda bulacaklardır.” [2]

Ölümünden sonra

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sağlığında yayımlatamadığı birçok çalışması ölümünü takip eden yıllarda teker teker yayımlanmıştır.

1970’li yıllardan sonra Tanpınar’a artan ilgiyle onun hayatı, hâtıraları, şahsiyeti ve eserlerindeki başlıca tema ve fikirleri üzerine çok sayıda eser ve makale yazılmış, tezler hazırlanmıştır. Abdullah Uçman ile Handan İnci’nin hazırladığı “Bir Gül Bu Karanlıklarda: Tanpınar Üzerine Yazılar” başlıklı derleme, Ahmet Hamdi Tanpınar hakkında 2007’ye kadar yayımlanmış 855 yazı ile 27 kitabın ayrıntılı bibliyografyasını ve aralarından seçilmiş 110 yazının metnini bir araya getirmektedir.

Enis Batur 1992 yılında “Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Seçmeler” adlı bir kitap hazırladı. 1998 yılında da Canan Yücel Eronat tarafından hazırlanan “Tanpınar’dan Hasan Âli Yücel’e Mektuplar” kitaplaştı.

Tanpınar’ın önceki kitaplara girmemiş yazıları ve söyleşileri ise “Mücevherlerin Sırrı” adı altında toplanarak yayımlandı. 1953 yılında yazmaya başladığı ve 1962 yılında vefatına kadar tuttuğu notlar, 2007’de “Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Baş başa” başlığıyla neşredildi.

Bunların dışında Zeynep Kerman tarafından derlenen 111 mektup “Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Mektupları” başlığıyla yayımlandı. Canan Yücel Eronat, “Tanpınar’dan Hasan Âli Yücel’e Mektuplar”ı hazırladı. Alpay Kabacalı, “Bedrettin Tuncel’e Mektuplar” başlığıyla 7 mektubu derledi. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın günlükleri de İnci Enginün ile Zeynep Kerman tarafından gerekli notlar ve açıklamalarla birlikte “Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Baş başa” adı altında toplandı. Öğrencilerinin tuttuğu ders notları “Edebiyat Dersleri” ve “Tanpınar’dan Yeni Ders Notları” ismiyle basıldı. [3]

Eserleri

Roman

  • Huzur (1949)
  • Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1962)
  • Sahnenin Dışındakiler (1973)
  • Mahur Beste (1975)
  • Aydaki Kadın (1987)
  • Suat’ın Mektubu (2018, haz. Handan İnci)

Şiir

  • Şiirler (1961)

İnceleme

  • XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (1949, 1966, 1967)
  • Tevfik Fikret (1937)

Deneme

  • Beş Şehir (1946)
  • Yahya Kemal (1962)
  • Edebiyat Üzerine Makaleler (1969) (ölümünden sonra derlenmiştir)
  • Yaşadığım Gibi (1970) (ölümünden sonra derlenmiştir)

Hikâye

  • Abdullah Efendinin Rüyaları (1943)
  • Yaz Yağmuru (1955)
  • Hikâyeler (yazarın ölümünden sonra derlenmiş olan bu kitap, iki kitabındaki hiikâyelerin yanı sıra daha önce kitaplaşmamış hikâyeleri de içermektedir)

Kaynakça:

[1] Yesevi Üniversitesi
[2] EdebiyatveSanatAkademisi
[3] Vikipedia