Türkiye İstatistik Kurumu ( TÜİK), üçüncü çeyrek büyüme rakamlarını geçtiğimiz günlerde açıkladı. Buna göre Türkiye ekonomisi Temmuz- Ağustos- Eylül aylarını kapsayan 3.çeyrekte % 11.1 oranında büyüdü ve bu performansıyla tüm dünya ülkelerini geride bırakarak en hızlı büyüyen ekonomi oldu.

Böylelikle Türkiye büyüme verilerinde 2011’in 3. çeyreğinden bu yana en yüksek seviyeyi yani son 6 yılın zirvesini görerek tüm tahminleri aşmış oldu.

Küresel büyüme de durum nasıl ?

Türkiye, bu büyüme oranıyla söz konusu dönemde AB, G20 ve OECD ülkeleri arasında ilk sırada yer aldı.

Avrupa ülkeleri yılın 2.çeyreğinde % 2,1, 3.çeyreğinde ise % 2,5 büyüdü. Böylece Türkiye, Avrupa ortalamasının 4 katından fazla büyüme gösterdi bu dönemde en fazla büyüme kaydeden ülke Romanya oldu. Romanya söz konusu dönemde %8,8 büyüme başarısı yakaladı.

G20’de ise dünyanın en büyük ekonomilerinden Çin % 6,8 büyürken, Hindistan %6,1 büyüme gösterdi. Türkiye, G20’de büyüme oranlarıyla öne çıkan bu ülkelere de fark attı.

Uluslar arası kurumların bakış açısı nedir ?

Türkiye’nin ekonomik büyüme performansı yabancı kurumların büyüme beklentilerinde de revizyona neden olmuştu. Kurumlar sırasıyla büyüme tahminlerini yukarı çekmişti.

Dünya Bankası, Türkiye’ye ilişkin 2017 büyüme tahminini 0,4 puan artırarak %4’e yükseltirken, IMF de Türkiye’ye yönelik 2017 ve 2018 büyüme beklentilerini sırasıyla %2,5’ten % 5,1’e ve % 3,3’ten % 3,5’e çıkarmıştı.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Türkiye için 2017 yılı büyüme beklentisini % 3,4’ten % 6,1’e, gelecek yıl için de %3,5’ten % 4,9’a yükseltmişti.

Peki bu büyüme nasıl gerçekleşti ?

Türkiye, baz etkisi ve başta Kredi Garanti Fonu ( KGF ) olmak üzere uygulanan teşviklerin desteğiyle üçüncü çeyrekte güçlü GSYH artışı yakaladı.

Baz Etkisi:İki farklı dönemler için birbirlerine karşı değişimi hesaplanırken, değişime karşın bir dönem referans olarak alınmaktadır. Referans alınan bu dönemde normal koşullardaki beklentilerin çok üstünde veya çok altında bir değişim meydana gelmesi durumunda değişimin hesaplandığı döneme olan etkisi Baz etkisi olarak ifade edilir.

Üretim yöntemiyle gayrisafi yurt içi hasıla tahmini ise aynı dönemde cari fiyatlarla %24.2 yükselerek, ekonominin büyüklüğü 827 milyar 230 milyon lira olarak açıklandı.

Avrupa ve Rusya pazarlarının yeniden canlanması ve yeni pazarlara açılma iştahının belli ölçüde artması ile birlikte ihracatın canlanması ekonomik büyümenin daha dengeli bir şekilde gerçekleşmesini sağladı. Hane halkının tüketim harcamalarına bakıldığında iç talebi canlandırıcı yönde alınan tedbirlerin etkisiyle dayanıklı mallara yönelik tüketim harcamaları %4,8 ile hızlı bir oranda arttı ( örneğin eylül ayı özellikle beyaz eşya ve mobilyada ÖTV de indirim yapılması )

Yine bu çeyrekte; emeğin aldığı pay azaldı ; Geçen yıl aynı çeyrekte işgücünün aldığı pay % 35,6’ydı ..bu dönemde ise aldığı pay % 32,7 şeklinde daha düşük gerçekleşti.
Şirketlerin milli gelirden aldığı pay ise %48,7’den % 52,2’ye yükseldi.

Ekonomik büyüme performansında yaratılan toplam katma değeri, bu yılın temmuz-eylül döneminde geçen yılın aynı çeyreğine göre,

Tarım sektörünün yüzde 2.8 ( gümrüksüz ithalat ile cezalandırılmasına rağmen)

sanayi sektörü yüzde 14.8 ( kredi ve ihracatın katkısı ile )

inşaat sektörü yüzde 18.7 arttı. ( gözde sektörümüz )

Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinin toplamından oluşan hizmetler sektörünün katma değeri ise yüzde 20.7 artış gösterdi…yani Hizmetler sektörü büyümenin lokomotifi

Ekonomide sürdürülebilir büyümeyi nasıl sağlarız ?

Türkiye artık % 5 üzerindeki büyüme patikasına girdi. Ekonomik büyümenin sürdürülebilir ve dengeli olabilmesi için, öncelik ülkede gerçekleşen üretimin uluslararası pazarlarda yer bulması, ihracatın nitelik ve miktar olarak artması şeklinde gerçekleşmelidir. Türkiye’nin hedefleri için bu başarının yeterli olmadığı da açıktır. Dolayısıyla ekonomik büyüme rakamlarının pozitif olması ne kadar önemliyse, bu büyümenin sürdürülebilir olması da o kadar önemlidir.

Son aylarda iyileşen ihracat performansında vites yükseltmek bunun için de öncelikli olarak mevcut ihracat pazarlarına sattığımız ürünlerin kalitesini ve katma değerini artırmaya yönelik yatırımlara odaklanmak gerekmektedir. Çabalar sonuç vermeye başladı gibi ..son yıllarda; savunma, sağlık cihazları ve inşaat sektöründe kayda değer bir gelişme var ve yerli üreticilerin ürettikleri malların uluslararası niteliğinde artış ile birlikte küresel ölçekte rekabet etme gücüne erişti. Birçok ülkede Türkiye’nin ürettiği mallar satılıyor ve “Pazarda biz de varız” diyebiliyorsak büyümenin altyapısı da buna dayanıyor diyebiliriz.

Önemli hususlardan birisi de kamu harcamalarının büyümeye olan desteğidir. Hükümet son bir yıl içerisinde yaşanan belirsiz ve riskli bir ortamda ekonomik aktivitelerde yavaşlayan çarkların daha hızlı dönmesi adına gerekli önlemleri almaya çalışmıştır. Büyüme rakamı kamunun verdiği teşviklerin ve alınan tedbirlerin işe yaradığını göstermektedir.

Kredi garanti fonu kapsamında verilen krediler piyasanın ihtiyaç duyduğu likiditeyi belli oranda sağlasa da yatırımlara ivme kazandırmak için uzun vadeli dış finansman olanaklarının çeşitlendirilmesine yönelik politikalara daha fazla önem verilmelidir.
Dolayısıyla, Türkiye’nin orta ve uzun vadede ekonomik büyümesinin kalıcı ve sürdürülebilir olması, yani kişi başı gelirde yüksek gelirli ekonomiler için sınır olan 12,476 doların üzerine çıkması gerekmektedir.

Özel tüketim harcamalarının kazandığı ivmeyi koruyacağını, net ihracatın büyümeye katkısının azalmakla birlikte süreceği ve bu gelişmeler doğrultusunda, Türkiye ekonomisinin 2017 yılı büyümesinin yüzde 5’e yaklaşarak uzun dönemli ortalamasına yakın düzeyde gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Son bir yıllık süreçte önemli badireler atlatmış bir ülkenin ekonomisinin kısa sürede tekrar ayağa kalkması önemli bir başarıdır.

Kaynaklar : ekonomi.isbank – 2017 Tüsiad Raporu – TÜİK verileri – güncel basın yayın organları ekonomi haberleri – DW / Prof. Erinç Yeldan ile değerlendirme

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here